Kur’an-i Kerim Okumanin Fazileti


KUR’ÂN-I KERİM OKUMANIN FAZİLETİ

 

“Muhakkak bu Kur’ân ( kendisine inanan insanları öyle bir yola) doğrultup götürür ki O, en âdil ve en doğru (yol)’dur. Güzel amel (ve hareketlerde) bulunan mü’minlere kendileri için muhakkak büyük bir ecir olduğunu da müjdeler.”

(İsra Sûresi Âyet 9)

          Muhterem Kardeşlerimiz!

Ramazan-ı şerif birçok hasletleri içerisinde barındıran bir aydır. Bu hasletlerin en mühimi de bu ayın Kur’ân ayı olmasıdır. Kur’ân-ı Kerim bu ayda inmeye başladığı için bu ayla Kur’ân-ı Kerim arasında tam bir münâsebet vardır. Bu bakımdan bu sohbetimizde Kur’ân-ı Kerimin faziletinden, okurken dikkat edilmesi icap eden usûl ve âdâbtan bahsetmek uygun olacaktır.

Kur’ân-ı Kerim Efendimiz (S.A.V.)’e verilen en büyük mûcizedir. Bu büyük mûcizeyi Efendimiz (S.A.V.) şöyle izâh etmektedirler.

“Muhakkak ki ileride zifiri karanlık geceler gibi fitneler olacak.” buyurunca Eshâb-ı Kiram (Aleyhimürrıdvân Zevil-İhtirâm) “Ey Allah’ın Rasûlü ondan kurtuluş nasıl olur?” dediler. Efendimiz (S.A.V.) buyurdu ki;

“Yüce Allah’ın kitabıyla ki; onda sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve sizinle (aranızdaki meseleler) ilgili hükümler vardır. O bir eğlence vâsıtası değildir. Hak ile bâtılı ayıran ilâhi bir kelâmdır. Kim onu kibirlenerek terk ederse Allah onun belini kırar. Kim de doğru yolu ondan başkasında ararsa, Allah onu sapıklığa düşürür. O Allah’ın sağlam bir ipidir. Apaçık bir nurudur. Hikmet dolu zikri(sözleri)’dir. Dosdoğru bir yoldur. Yine O öyle bir kitaptır ki, onun sâyesinde insan sapıtmaz, bâtıl fikirlere kanmaz. (İnsanları doğru îtikat ve sâlih amellere irşât eder.) Âlimler ona doymaz, müttekîler ondan usanmazlar. Onun ilmini bilen ilerler, onunla amel eden sevap kazanır. Onunla hükmeden âdil olur, ona sımsıkı sarılan doğru yolu bulur.” 

( Müsned C 1 Sh. 91 Elmalı C. Mukaddime)

Bu Hadis-i şerifte Kur’ân-ı Kerim’in birçok vasıfları anlatılmaktadır. Bizler onun hükümlerini, dînî bilgiler şeklinde öğrenip, bütün hayatımızda tatbik etmeye çalışmalıyız.

Yine sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) Hz. Câbir (R.A.)’in rivâyet ettiği bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar;

“Kur’ân-ı Kerim, şefâatı makbul bir şefâatçi, (şikâyeti makbul bir şikâyetçi) savunması tasdik olunan bir savunmacıdır. Kim onu, ön planda tutup onun peşinden giderse, o kişiyi Cennete götürür. Kim de onu arka planda tutarsa o kişiyi Cehenneme götürür.”                        

(İbni Mâce,Terğıp C.3.Sh. 267)

Kur’ân-ı Kerimin şefâatine nâil olmak her müslümanın en büyük arzusudur. Onun için Kur’ân-ı Kerimin nüshalarının bakımlı olmasından, kütüphane raflarındaki durumundan tutun da elimize alıp onu okumak, tefekkür etmek, hükümlerinden bizlere (ilmihal kitaplarında) öğretilen bütün hususları hayatımızda tatbik etmeye kadar birçok mevzuda dikkat etmemiz titizlik göstermemiz gereken hususlar vardır. Cemiyet olarak maddi ve mânevi muvaffakiyetimiz (veya muvaffak olamamamız) bunlara riâyete bağlıdır.

Nitekim Efendimiz (S.A.V.)

“Muhakkak ki Allah’u Teâlâ şu kitap(sebebi) ile bir takım toplulukları yükseltir, bazılarını da alçaltır.” buyurmuştur.

(İbni Mâce C. 1 Sh. 79  Müslim C 2 Sh. 201)

 

         Başımızın tâcı, gönüllerimizin ilâcı olan Kur’ân-ı Kerim nedir ?

KUR’ÂN-I KERİM : Cenâbı Hak’tan Efendimiz (S.A.V.)’e inzâl olunan; ondan de bizlere tevâtür yoluyla ulaşan nazmı celil ve mânadır. (Ennazmuddal Alel Mana’nın ismidir.) Binâenaleyh Kur’ân-ı Kerim hem lafzıyla hem de mânasıyla bir bütündür. O ilâhi bir kanundur. Hükümleri ile amel edilmesi lazımdır. (Ki biz bunları fıkıh kitaplarında okuyup, tatbik etmeye çalışıyoruz. İtikâdî ve amelî mevzularda olduğu gibi)

Aynı zamanda Allah tarafından bizlere va’z eden bir vâizdir. İçerisi ibretlerle doludur.

(Hadisi Ş. “Size iki vâiz bırakıyorum. Biri konuşan diğeri susan vâiz, konuşan Kur’ân-ı Kerim, susan vâiz ise ölümdür.”)

Onun lafzını okumak da bir ibadettir. Namazlarda okumak farzdır. Mânası bilinmese de okuyan, bu fazilete nâil olur. Kur’ân-ı Kerimi okumanın ehemmiyeti, okurken dikkat edilecek hususları ve âdâbı ile alakalı bazı mühim noktaları burada arz etmeye çalışalım:

Yüce kitabımız Hz. Kur’ân-ı okumak hususunda pek çok Hadis-i şerifler vardır. Burada bunlardan birkaç tanesini zikretmek istiyoruz.

Rasülullah (S.A.V.) buyurdular: “ Muhakkak demirin paslandığı gibi kalpler de pas tutar.” Eshâbı Kirâm (Aleyhimürrıdvân zevil-ihtirâm) sordular :

          “Onun cilâsı nedir Ya Rasûlullah ?”

“Kur’ân-ı Kerimi okumak ve ölümü hatırlamaktır.”

(İhya-i Ulumuddin C. 3 Sh. 108)

         

          Ebû Hüreyre (R.A.) dan rivâyet edilen bir Hadisi-i şeriflerinde Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmaktadırlar:

“Herhangi bir cemâat Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Kur’ân-ı Kerimi okurlar ve aralarında müzâkere ederlerse mutlaka üzerlerine Sekîne (kalb huzuru, gönül ferahlığı) iner. Allah’ın rahmeti kendilerini kaplar, melekler kendilerini kuşatır ve Allah onları kendi katındakilere anar.”

(Terğib C.3. Sh.262 Müslim, Ebû Dâvud)

 

          “Kur’ân-ı Kerim Allah’ın bir ziyâfetidir. Onun ziyâfetine gücünüz yettiği kadar yönelin.”

(A.Erol 1001 Hadis-i şerif –İbni Mâceden)

“İnsanlardan ibâdette en ileri olan onu, çok okuyandır.”

(1001 Hadis)      

Kur’ân-ı Kerimin herbir harfi için, Namazda okuyana (1000) hasene; abdestli okuyana (100) hasene, abdestsiz (ezbere) okuyana (10) hasene verilir.

Kur’ân-ı Kerimi ezbere okumakla yüzünden okumak arasında sevâp bakımından çok fark vardır. Hatta Kur’ân-ı Kerimin yüzüne bakmak bile ibâdettir. Nitekim Hadis-i şerifte Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır;

“Ümmetimin ibadetlerinin en faziletlisi Kur’an-ı Kerimi (yüzüne bakarak) okumaktır.”

(A.Erol 1001 Hadis-i Şerif)

Efendimiz (S.A.V.) “Rabbi ile konuşmak isteyen Kelâmullah’ı okusun” buyurur. İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel (R.A.) da buna istinâden  “Kur’an-ı Kerim okuyan kişi Cenâbı Hak ile konuştuğuna yemin etse, yalan söylemiş olmaz.” diye fetvâ vermiştir.

Yine Ahmed İbn-i Hanbel Hazretleri anlatıyor. Rüyamda Cenâbı Hak’la müşerref oldum ve dedim ki “Ya Rabbi kulunu sana yaklaştıran ibadet hangisidir?” Cenâbı Hak da buyurdu ki; “Kitabım Kur’ân-ı Kerimi okumaktır Ya Ahmed !” ben de “Ya Rabbi mânâsını anlayarak mı, anlamayarak mı?” Cenâbı Hak da cevâben  “İster anlayarak okusun, ister anlamayarak okusun.” Buyurdu.

(Taç Şerhi S. 4/7 – İmanın Şubeleri Sh. 106)

Eshâbı Kirâmdan Üseyd Bin Hudeyr (R.A..) anlatıyor.

“Bir gün yolculuktan dönerken sahrada gecelemem icâp etti. Yanımda atım ve küçük oğlum Yahya vardı. Oğlumu yatırdım, atımı bağladım ve kendim de Kur’ân-ı Kerim okumaya başladım. Biraz okuyunca atım kükreyip şaha kalktı. Okumayı bıraktım; atıma baktım, o anda sâkinleşti.

Sonra tekrar okumaya başladım. Tekrar atım şaha kalkmaya başladı. Oğlumu ezecek diye korktum, okumayı bıraktım. At tekrar sâkinleşti. Sonra tekrar başladım, atım yine kükredi ve şaha kalktı. “Ne oluyor, ne görüyor da ürküyor?” dedim. Başımı kaldırıp semâya baktığımda, daha evvel görmediğim şekilde, başımın üzerinde, içinde yıldızlar gibi pırıltılar olan büyük bir nur halkası gördüm. Sabah erken Medine’ye döndüğümde geceki manzarayı Rasülullah (S.A.V.)’e arz ettim. Rasülullah Efendimiz (S.A.V.) “Ya Üseyd ! Sen bir yerde Kur’ân-ı Kerim okursun da orada yalnız olduğunu mu zannedersin? O gördüğün nur halkası, Allah’ın nuru, içindeki yıldızlar gibi parlayanlar da Allah’ın melekleri ve ervâh-ı mukaddesedir. Şâyet sen sabaha kadar okusaydın seninle beraber olurlardı.”  Buyurdular.

                                                                                                                        (Terğıp C.3. Sh. 274)

         

          Kur’ân-ı Kerimi okumanın fazileti hakkında ne anlatılırsa az olur. Her harfine (10) hasene yüzüne bakarak okuyana(100) sevap verilirse onu hatmetmenin sevâbının ne kadar olduğunu düşünmek lazımdır.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) “Kur’ân-ı Kerimin her hatmedilişinde müstecâp bir dua vardır.” buyurmaktadır.

(Feyzül Kadir C.5. Sh. 523)

         

Bu müjdeye erişmek için okunan her Kur’ân-ı Kerim hatminden sonra duâ yapmak güzel bir âdettir. Ancak bu duaları dikkatli ve uyanık yapmak lazımdır.

Merhum Emetli Hacı Süleyman Ekmekçi dedemiz; kendisini ziyarete gelen ulâmâ-i zâhirden birine Kur’ânı Kerim okumanın faziletinden bahsederlerken: “Kur’ân-ı Kerimi hatmedene Cenâbı Hak 60 bin melek indirir ve ona dua ederler.” diye anlatır. Muhâtabı olan kişi “ O kadar da abartmayınız. Bunları nereden çıkartıyorsunuz ?” diye itirazda bulununca bir şey söylemez sâdece Hadis-i şerif kitabını getirtip, “Şu cilt ve şu sayfayı açın!” der. Ve dediği sayfada şu Hadis-i şerifi gösterir.

“Bir kul Kur’ân-ı Kerimi hatmettiği zaman ona hatminin akabinde Allah’ın Altmış Bin Melâikesi duâ ederler.”                                                                (Muhtâr-ül Ehâdis Sh. 11)

          Bilhassa Ramazan-ı şerifte Kur’ân-ı Kerimi hatmetmek sünnettir. Bunu mukâbele şeklinde yapmak da ayrı bir sünnettir. “Her sene Ramazan-ı şerifte Cebrâil (A.S.), Efendimize (S.A.V.) e gelerek Kur’an-ı Kerimi baştan sona kadar okur, Efendimiz (S.A.V.) de ona mukâbele ederdi. İrtihal edecekleri senenin Ramazanında ise iki defa hatmettiler.”   

(Tecrid-i Sarih C.11 Sh. 231)

(Burada bir hususu hatırlatmakta fayda var. Kur’ân-ı Kerimin Sûrelerin ve âyetlerinin tertîbi, sıralanması da vahiyle olmuştur. Cebrâil (A.S) indirdiği her âyetin yerini de söylemekte idi. Bu mukabelelerde de Âyeti kerimelerin sırası iyice teyit edilmiş oluyordu.)

KUR’ÂN-I KERİM OKUMANIN USUL VE ÂDÂBI

Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim Cenâbı Hak tarafından, bizlere hidâyet rehberi, nur, şifa ve rahmet olarak indirilmiştir. Bu büyük nîmetten insanların nasıl istifâde edeceği de yine âyeti kerimeler, hadis-i şerifler ve bunlardan mülhem ulâmanın fetvâları ile belli esaslara bağlanmıştır. Biz burada bu hususlardan bâzılarını mümkün mertebe arz etmeye gayret edeceğiz.

1- Kur’ân-ı Kerimin nüshaları, temiz, bakımlı, ciltli, kaplanmış (mümkünse en güzel ve sağlam kağıda basılmış) olmalı. İçersine başka harflerle başka şeyler (hatta isim bile) yazılmamalı. (sadece işaret şeklinde baş harfleri olabilir.) Kütüphanemizde diğer kitaplardan daha üst yerlerde olmalıdır. Kur’ân-ı Kerim veya âyet yazılı olan levhâlara karşı ayak uzatıp yatmak hürmetsizliktir. (Yatmak gerekirse üstüne bir bez örtülmeli veya başka odaya alınmalıdır.) Olur olmaz yerlere âyet levhaları (hatta Kâbe ve Ravza manzarası) asılmamalıdır. Asılırsa dikkat ve bakım şarttır. Kur’ân-ı Kerim ve dînî kitapların bakımsız olması (birde ekmek kırıntılarına riâyet etmemek) süfliyâta ve nice hastalıklara sebep olur. (Allah Korusun)

2- Kur’ân-ı Kerim’e abdestsiz el sürmek haramdır. Ancak ezberden okunabilir. Cünüp kimseye ezberden okumak da haramdır. ( Cünüp kimse tesbih, dua, istiğfâr, salavât okuyabilir, besmele çekebilir. Duâ kastıyla duâ âyetlerini hatta Fâtiha-ı şerifeyi okuyabilir. Ö. N. Bilmen Büyük İslam İlmihali) Abdestsiz olanlar ancak kılıf ile tutabilirler. Kur’ân-ı Kerimi okuyacak kimse, iki eliyle tutar ve tâzimle göğüs hizâsına alır. Göbekten aşağıya indirilmez. Bağdaş kurarak okumak Kur’an-ı Kerim’e saygısızlık olur.

3- En güzel şekli, kıbleye karşı diz çöküp oturarak okumaktır. ( Tabî ki zaman ve zemin müsâitse. Masa ve sandalyede oturarak okuyanda ellerini dizlerinin üstüne koyabilir. Masada okumamak daha faziletlidir.) Okumaya başlamadan, Eûzü besmele, Fâtiha-ı şerife, sonra tekrar besmele okunup devam edilir. Bitince de “Sadakallahülazîm” denip, tekrar besmele ve Fâtiha okunur. (Başında ve sonunda Fâtiha okumak unutulmuş bir sünnettir. (Hadis-i Şerif; Kim benim unutulmuş bir sünnetimi ihya ederse onun için 100 şehit sevabı vardır.)

4- Kur’ân-ı Kerim tecvit ve tâlim kâidelerine riâyet edilerek “Tertil Üzere”  ağır ağır, okunmalıdır. Bütün dikkatini mahârici hurûfa hasretmek doğru değildir. Tecvit ve tâlimi hafife almak ise daha büyük hatadır.

Efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

“Kur’ân-ı Arap usûlü ve sesleriyle okuyun. Kitap ehlinin ve fâsıkların şîveleriyle okumayın. Benden sonra bir takım insanlar gelecek; Kur’ân-ı şarkıya ve ruhbanların ilâhilerine benzer ve ölülerin başında yakınıp ağlayanların nağmelerini andıran bir şekilde okuyacaklardır. Okudukları Kur’an boğazlarından kalplerine inmeyecek, fitne oların kalplerini sarmış bulunacak”

                                                                                      (Ramuz Sh.1086 A.Erol 33.Risâle Sh. 11)

5- Kur’ân-ı Kerim’i hüzünlü okumalıdır. (H.Ş. Kur’ân-ı Kerim hüzünle nâzil oldu. Onu okurken kusurlarınızı ve ilerdeki tehlikeleri düşünerek hüzünleniniz.)                                                                            

(İhya C.1 Sh. 785)

Kur’ân-ı Kerim dikkatli, hüzünlü, derli toplu okunduğu zaman çok te’sirlidir. Ve büyük mânevi terakkî vardır. Ancak dağınık bir kalple, dikkatsiz, usûlüne riâyet etmeden okununca faydası azalır, biter, hatta zararı bile olur. Efendimiz (S.A.V.)  bir Hadis-i Şeriflerinde:

“Kalblerinizi toplayabildiğiniz kadar Kur’ân okuyun; dağıldığı zaman bırakın.” Buyurarak bizleri îkâz etmektedir.

(Râmuz 78/ 14)

(Eğer o gün bitirmemiz icâp eden bir yer varsa biraz mânevi hazırlıktan sonra yeniden okunabilir.)  Mahzun ve kırık gönülle okumanın bir ileri mertebesi de ağlamaktır. Kur’ân-ı Kerim okurken ağlamak müstehabtır Peygamberimiz (S.A.V.)  “Kur’ân-ı okuyun ve ağlayın. Ağlayamazsanız da ağlamaklı olun. Kur’ânı usûlüne uygun olarak okumayan bizden değildir.”buyurmuştur.

(İhya C 1 Sh. 785)

Allah dostlarından Sâlih-i Merri Hz.leri diyor ki “Rüyamda Kur’ân-ı Kerimi Rasûlü Ekremin huzurunda hatmettim.” Rasûlü Ekrem (S.A.V.) “Ya Sâlih! Kur’ân-ı okudun, fakat gözyaşın hani” buyurdular.

(İhya C. 1  Sh. 785)

6- Kur’ân-ı Kerimi güzel sesle okumalıdır. (H.Ş. “Kur’ân-ı Kerimi seslerinizle zînetleyiniz.”) hele cemâate okuyan kişilerin daha yanık, daha güzel okuyanlardan olması mühimdir. Efendimiz (S.A.V.) “Allah’u Teâlâ hiçbir şeyi, güzel sesle okunan Kur’ân gibi dinlememiştir.” buyurdular.

                                                                                              (İhyâ C. 1 Sh. 791 – Buhâri Müslim)

7- KUR’ÂN-I KERİMİ DİNLEMEK

Kur’ân okunurken dinlemek farzdır. Bu hususta Allah’ımız;

MEÂLİ: “ Kur’ân-ı Kerim okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız.” buyurmuştur.

Âraf Sûresi Âyet 204

 

          Bu bakımdan Kur’ân-ı Kerimi dinlemekte farz sevâbı vardır. Dinlememek, hürmetsizlik etmek de günahtır. Hatta Kur’ân-ı Kerim okuyan kişiye selâm bile verilmez, meşgûl edilmez. Ayrıca Kur’ân-ı Kerimi güzel ve te’sirli okuyan kimse için “Ne güzel Kur’ân okuyor.” demek doğru değildir. Doğru olan “Güzel Kur’ân-ımızı  güzel okuyor, okudu.”demektir.

“Hukiye an İmamil Hüdâ Ebî Mansûril Maturidî” (İmam Ebu Mansur Maturîden hikâye olundu) “Men Gâle” (Kim ki dese)  kime dese “limukri-i zamânüna” ( zamanımızda Kuran-ı Kerim okuyanlara dese ) ne dese “ehsente” ( çok güzel okudun dese ) nerde dese? “inde kırâetihî” ( o kişi okurken dese) “yükferu” (küfre nisbet olunur.) “Ve baanet” ( boş olur) kimden? “minhü” ( ondan) kim? “imraetühü” (hanımı) “ve ahbedallahü külle hasenâtihî” (Allah bütün hasenatını yok eder.)      

  (Mektubat-ı Rabbani Müceddidi Elfi Sani Ahmed-i Faruki Serhendi Cilt-1 Mektub:266 Sayfa:279)

Efendimiz (S.A.V.) de güzel Kur’ân-ımızı güzel okuyan oldu mu onu huşû ile dinlerdi. Güzel Kur’an-ımızı güzel okuma hususunda Eshâbı Kiramın önde gelenlerden İbn-i Mes’ud (R.A) anlatıyor.

Bir gün Rasulullah (S.A.V) “Ya İbn-i Mes’ud benim için Kur’an-ı Kerim okur musun?” dedi. Ben de “Ey Allah’ın Rasûlü o Kur’ân-ı Kerim size nâzil oluyor, ben onu sizin huzurunuzda nasıl okuyayım?” dedim. Efendimiz (S.A.V.) “Ya İbn-i Mes’ud ben onu başkasından duymayı da çok severim, biraz okuyuver.” Buyurdular. Bende Nisâ Suresinden okumaya başladım.

MEÂLİ: Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak?                        

                                                                                                                        (Nisa Suresi Ayet 41)

Âyetine geldim ve bu âyeti de okudum. Bana “Ya İbn-i Mes’ud bu kadar kâfi” dedi.  Okumayı bıraktım, baktım ki iki gözü iki çeşme olmuş mübârek gözlerinden dökülen yaşlar âdeta sakalı şerifini ve elbisesini ıslatıyordu.”

                                                                                                                 (İmanın Şubeleri Sh.106)

          Kur’ân-ı Kerim, dinleyende böylesi te’sir yaptığı için ârif olan kimseler buna çok dikkat etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerimi huşû içinde dinlemekte büyük mânevi tecelliyât vardır. H.Ş. “Kim Rabbine müştâk ise Kelâmullah’ı dinlesin!” Hadis-i şerifi bizim için büyük bir müjdedir.

Muhterem Kardeşlerimiz !

Bu kısa sohbette, Kur’ân-ı Kerim ve onu okumak, dinlemekle alâkalı bazı satırbaşlarını arz etmeye çalıştık. Efendimiz (S.A.V.) kendisine İslâm-ı soran kimselere Kur’ân-dan âyetler okurdu.

O HALDE KUR’ÂN VE ONUN NURUNUN MAHALLİ OLAN KALBLERİMİZE DAHA ÇOK YÖNELİP DAHA ÇOK DİKKAT ETMELİYİZ.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Connecting to %s