Oruc ve Fazileti


ORUCUN FAZİLETİ / 11

“Ey İman edenler! Sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Umulur ki Allah tan korkup günahlardan sakınırsınız.”

                                                                                                                 (Sure-i Bakara Ayet: 183)

Muhterem Kardeşlerimiz!

Bizleri on bir ayın sultanı, başımızın tâcı, gönüllerimizin ilacı olan Ramazan-ı Şerife ulaştıran Mevlamıza sonsuz Hamdü senâlar olsun. “Ramazân-ı Şerif geldi diye sevinen kişinin cesedini, Allah-u Teâla cehennemi haram kılar.” buyuran Sevgili Peygamberimiz (S.A.V ) ve onun âli ve Eshâbına sonsuz Salâtü Selamlar olsun.

Câbir Bin Abdullah (R.A)’ın rivayetine göre Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur. “Ümmetime Cenâb-ı Hak beş şey ihsan etti ki bunu benden önceki hiç bir Peygambere vermemiştir.

1. Ramazan-ı Şerifin ilk gecesi olunca Allah (C.C) ümmetime rahmeti ile nazar eder. Cenâb-ı Hak kime rahmet nazarı ile bakarsa ebedi ona azâb etmez.

2. Oruçtan dolayı akşamüzeri ağızlarının kokusu indi ilahide miski amberden daha güzeldir.

3. Melekler her gün ve gecede onlar için istiğfar ederler.

4. Allah (C.C) cennetini emredip  “Kullarım için hazırlanıp süslen, onların dünya meşakkatlerinden kurtulup benim yurduma ve ihsanıma istirâhat için gelmeleri yaklaştı.” buyurur.

5. Gecenin sonu olunca (oruç tutanların ) hepsini bağışlar, mağfiret eder. Eshab’dan biri sordu; “O gece Kadir gecesi midir?” Efendimiz (S.A.V)  “Hayır çalışanları görmüyor musun onlar çalışıp işlerini bitirince kendilerine ücretleri tam olarak verilir.” Buyurdu.

(Tergip C.2 Sh. 425 – Beyhaki’den)

Oruç kitaplarda şöyle tarif edilmektedir:

Allah’ın emrini yerine getirmek niyetiyle tan yerinin ağarmasından (imsaktan) itibaren güneşin batmasına kadar kendini yemekten içmekten ve nefsâni arzulara uymaktan muhafaza etmektir.

              Oruç, müslüman, akıllı ve bâliğ olan herkese farzdır. Orucun farzları üçtür

1-  Niyet etmektir.

2- Niyetin ilk ve son vaktini bilmek. (Niyet bir önceki akşamdan başlayabilir. Niyetin son vakti ise imsâk kesilmesinden itibaren orucu bozan hiçbir şey yapmamak şartıyla en son kaba kuşluğa kadardır.) (Yani öğleden 45 dakika öncesine kadar.)

3-  Tan yeri ağarmaktan itibaren güneş batıncaya kadar yemek içmek ve cinsi münasebetten uzak durmaktır. Orucu bozan ve bozmayan haller, ilmihal kitaplarında bütün teferruatıyla anlatılmıştır. Biz burada orucun fazileti, hikmeti ve dikkat edilmesi icap eden hususlar üzerinde durmak istiyoruz.

İslâm’ın beş şartından biri olan oruç ibadetinin diğer ibadetlerden ayrı halleri, ayrı güzellikleri ve faziletleri vardır. Namaz ve sâir ibadetlerden gaflet eden bir çok müslüman’ın; Ramazan-ı Şerif gelince içlerindeki imânları coşmakta bir ay ile sınırlı olan bu ibadeti yerine getirerek kazandırdığı mânevi kazançlarla belki de dâire-i İslâm da kalabilmektedirler. İmânın bir alâmeti namaz olduğu gibi diğer bir alâmeti de oruçtur. “Oruç imânın alâmetidir.”  buyurulmuştur.

Nitekim sevgili Peygamberimiz (S.A.V.)  “Oruç bir kalkandır kul, onunla cehennem ateşinden kurtulur.” Hadis-i Şerifi bütün müminler için çok büyük bir müjdedir.

(Terğip C.2 Sh. 410)

Sevgili Peygamberimiz bir başka Hadis-i Şeriflerinde ise;

“Kim inanarak ve sevabını sadece Allah’tan umarak ramazan-ı şerif orucunu (layıkıyla) tutarsa geçmiş günahları afv olunur.” buyurmuşlardır.

    (Tergip C.2 Sh. 410)

Oruç cehennem azâbına karşı koruyucu bir kalkan olduğu gibi nefis ve şeytana karşı da koruyucudur. Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmaktadır:

“Muhakkak ki şeytan Ben-i Âdemin vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Onun dolaşacağı yerleri susuzluk ve açlıkla kapayınız.”

ORUCUN FARZ OLUŞUNUN SEBEB VE HİKMETİ

Cenaba-ı Hak, aklı halk etti ve ona:

—Ben kimim? buyurdu.

Akıl :

—Halik’ımsın ben ise aciz mahlûkum, dedi.

Hak Teâlâ

—Senden aziz şey yaratmadım, buyurdu.

Nefsi yarattı ve ona

—Ben kimim? buyurdu.

Nefis :

—Ben benim, sen sensin, deyip âsi oldu.

Allah-u Teâlâ onu, yüz sene ateşle yaktı. Yine sual etti, nefis yine aynı şeyi söyledi.

Yüz sene soğuk azabına bıraktı. Yine sual etti, nefis yine aynı şeyi söyledi. Yüz sene açlık azabına bıraktı. Nefis islâh olup Vahdaniyet-i İlâhî’yi tasdik etti, Allah-u Teâlâ da nefsin islâhı için orucu farz kıldı.

Orucun farziyyetine bir sebeb de, nefsin terbiyesiyle takvaya ulaşıp, melekiyyet sıfatıyla kemâl bulmaktır.

( Abdullâtif  Sh. 118)

Peygamberimiz (S.A.V) Aişe Validemize: “Devamlı cennetin kapısını çal” buyurunca Hz. Aişe: “Ne ile çalayım ya Rasulullah” diye sormuştur. Rasulullah (S.A.V) “Oruçla” buyurmuştur.

Oruç ibadetinin fazileti saymakla bitmez nefsi emmâre açlık ve susuzlukla terbiye olunca kişide ruhâni cihet ağır basar. Oruç gizli bir ibadettir. Herkes kendi dikkati, sabrı ve İhlâs’ı derecesinde oruçtan mükâfatlanır. Bu bakımdan Cenab-ı Hak oruç ibadetine belli bir sevap takdir etmemiş ve “Onun mükâfatını ancak ben veririm” buyurarak adeta açık bir senet vermektedir.

İmam-ı Rabbani Hz.’ leri de “Kişi sevdiği ile beraberdir.” Hadis-i Şerifi hükmünce “Kul Allahu Teâla ile beraberdir” Ramazan-ı Şerif ve orucun kerameti ile maiyyet-i mâneviyye (Cenab-ı Hak ile beraber olmaya) mazhariyyet vardır” buyuruyorlar.

Efendimiz (S.A.V) in orucun fazileti ile alakalı birkaç Hadisi Şerifi de aktarmak istiyoruz.

“Oruç sabırdır sabırların mükâfatı hesapsızdır. Oruç diğer ameller gibi değil iç sırrıdır.”

“Oruç zihni tasfiye eden ibadetlerin kapısı, bütün kötülüklere mâni kalkan, cümle iyiliklere ulaştıran nurdur.”

“Oruçlunun uykusu ibadet, sükutu tesbih amelleri kat kat kıymetli ve duâsı makbul’dur.”                             

(A. EROL 33 Risale- Tergip C.2 Sh. 156)

Musa (A.S)’a Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır.

“Ümmeti Muhammedi iki zulmetten korumak için iki nur verdim:

İki zulmet, kabir ve kıyamettir. Bunlardan kurtulmak için ihsan ettiğim iki nur ise Nur-u Ramazan ve Nur-u Kuran’dır”                                

( Abdüllâtif Sh. 12)

ORUÇTA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Faziletine sınır olmayan bu mübarek ibadeti en güzel şekilde yapabilmek için dikkat edilecek bazı hususlar vardır.

1- Niyet: Orucu perhizden ayıran birinci husus onun ibadet kastıyla yapılmış olmasıdır. İbadetin karşılığı sadece Allah’tan beklenir. Allah-u Açlık sebebi ile oluşan, halsizlik ve tâkatsızlıktan sözle veya hâl ile şikayet etmek oflayıp puflamak onu asabiyet halinin sebebi saymak orucun sevâbını azaltır.

Oruç sebebi ile dünya işleri aksayabilir, hatta kişinin hem kendisine ait işleri hem de çalıştırdığı işçilerine ait işlerini oruç sebebi ile hafifletmesi sevaptır. Efendimiz (S.A.V) “ Bu ayda hizmetkârının işini hafifleten kişiyi Teâlâ afv eder, cehennemden âzâd eder.” buyurmuştur.

2- Oruç tutmaktan maksat, nefse hâkimiyeti temin ve iyi ahlak ve takva sahibi olmaktır. Yoksa sadece mideyi boş tutmak değildir. Sevgili peygamberimiz (S.A.V) bu hususa dikkat çekerek şöyle buyurmuştur.

“Beş şey orucun sevabını azaltır.

 

1- Yalan söylemek

2- Gıybet

3- Nemime (Koğuculuk – Lâf getirip götürmek)

4- Yalan yere yemin

5- Şehvet nazarı ile harama bakmak.”

Bu bakımdan oruç tutan bir mümin, vücut uzuvlarının tamamı ile ve en mühimi kalp ve ruhu ile oruca iştirak etmelidir. Dilin orucu yalan, gıybet ve diğer kötü sözlerden korunmasıdır.

Hadisi Şerifte “Yalan sözü ve yalanla (hile ile) iş görmeyi terk etmeyenin yeme ve içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.”

(Terğip C.2 Sh. 583)

Gözün orucu harâma karşı yumulması, elin orucu fenalığa uzamaması, ayağın orucu kötü yollarda gezmemesidir. Başka bir ifâde ile vücûdumuzun her uzvu; içi ve dışı ayağı ve başı gözü ve özü oruç tutmalıdır. Bunları günâha sokacak bir manzara ile karşılaşırsak oradan uzaklaşmalı, bir kimse bize sataşmak isterse ona uymamalıdır. Efendimiz (S.A.V) bu hususta bizi ikâz ederek şöyle buyurmaktadır.

“Birininiz oruçlu olarak sabahladığı vakit boş(ve fuhşa ait) söz konuşmasın. câhilce bir harekette bulunmasın, eğer bir kimse onunla sövüşmeye ve dövüşmeye kalkarsa “ben oruçlu bir kimseyim” desin.” Dikkat edilecek olursa orucun farziyyetiyle ilgili Âyet-i kerimenin sonunda “Umulur ki Allah’tan korkup sakınırsınız.” buyrulmaktadır. Eğer günahlardan sakınma tahakkuk etmeyecekse orucun bir manası ve faydası kalmamış olur.

3- Sahur yemeği yemek sünnet ve bunun temkin vaktine zarar vermeyecek şekilde geciktirilmesi caizdir. Efendimiz (S.A.V) “Sahur yemeği yiyiniz çünkü onda bereket vardır.” buyurmuştur. Seher vakti gök kapılarını açılıp ilâhi rahmet ve merhametin tecelli ettiği bir vakittir. Bu vakitte Cenâb-ı Hakka iltica etmek, Teheccüd Namazı kılmak, mümkünse günlük vazifelerimizi yapmak ve sahur yemeği yemek o vaktin feyiz ve bereketinden istifâde etmeye sebeptir.

4- İftarda acele etmekte sünnettir. Bu hususta efendimiz (S.A.V)  “İftarda acele ediniz insanlar iftarda acele ettikleri müddetçe hayırda daim olurlar.” buyurarak bizleri îkâz etmektedir.

(Buhari C.2 Sh. 242)

İftârda acele etmek sahuru da geç yapmak kulluğa daha yakışmaktadır. İmam-ı Rabbâni Hz.’lerinin buyurduğuna göre “ Sahuru geç, iftârı da acele etmenin hikmeti gece ile gündüzün sınırının te’yididir. Çünkü Ramazan-ı Şerifin gecesinde ayrı tecelliyat gündüzünde de ayrı tecelliyat vardır.”

İftar vakti Cenâb-ı Hakkın rahmet ve mağfiretin zirveye ulaştığı bir vakittir. Böyle bir vakitte gâfil olmak akıl kârı değildir. Kendimiz işte, yolda olsak bile kalbimiz, feyzi Muhammed ile alakadar olmalı dilimizde “Allahümme ya vâsial mağfiratiğfirli” duası bulunmalıdır.

Duaların en çok kabul olduğu üç vakit vardır.

1- Seher vakitleri

2- Cuma gününde bir vakit.

3- İftâr vaktidir.

Bu bakımdan Cenâb-ı Hakk’ın, rızasına Cennet ve Cemâline tâlip ve müştâk olan müminler, bu vakitleri ganimet bilmelidir. ( Ramazan-ı Şerifte insanların dini duyguları canlı olduğu için her zaman günah ve zulmet saçan televizyon kanalları da Ramazan-ı Şerifin iftâr ve sahurlarında seyredilebilmek için az çok, yarım yamalak sözde dînî programlar yapmaktadırlar. Burada anlatılan bazı şeylerden belki ufak tefek fayda hasıl olsa bile, bu vakitleri ibadet dua, iltica ve Râbıta ile geçirmenin yanında onlardan gelecek şeylerin her hangi bir kıymeti olur mu? Bu bakımdan bu mübarek vakitleri de onlara kaptırıp hebâ edersek elimiz boş kalır sonrada çok nâdim(pişman) oluruz. Bu vakitlerin faziletinden hanımlarımızın da layıkıyla istifade edebilmeleri için de onlara yardımcı olunup işleri hafifletilebilir. Bunu yapan âile reisi hanımın ibadetine katkıda bulunmakla sevabına ortak olabilir.

Nitekim Musa (A.S) Tur-i Sinâ’da Cenâb-ı Hakka ilticâ edip

— Ya Rabbi bana kelimim buyurdun kelâmını işittirdin. Benden daha üstün nimet ve devlete mazhar kıldığın bir kulun var mı? Deyince Cenâb-ı Hak;

— “Ya Musa! Seninle kelâm ederken aramızda yetmiş bin perde vardı. Âhir zaman Nebisi Habibim Muhammed Mustafa (S.A.V.)’in ümmetleri Ramazan-ı Şerif orucu tutacaklar. İftâr vakti dua ve niyazda bulunacaklar. Onlardan yetmiş bin perdeyi kaldırıp dualarını kabul edeceğim.” buyuruyor.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.V) de “Her iftar vaktinde oruçlu için kabul olunmuş bir dua vardır.”  Buyurmuştur.

Binâenaleyh iftar vakti ve sahur vakti, mânevi eksikliklerimizin giderilmesi için en büyük fırsatlardandır. Bu fırsatları değerlendirilemez fırsatları basit şeylerle elden kaçırırsak senenin hiçbir devresinde bir daha ele geçiremeyiz. Günahlardan, mânevi hastalıklardan, gafletten sıyrılıp feyzi Muhammedi ve zikrullahı kalbe yerleştirmek hususunda gayreti çoğaltmalıyız. Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olduğu müjdelenen bu aydan çok istifâde etmeye çalışmalıyız.

Dikkat edilecek diğer bir hususta iftârda acele edelim derken akşam namazlarını tehlikeye atmamaktır. Eğer yemekten sonra abdest vesaire derken namaz tehlikeye girecekse, evvela hurma, zeytin, su gibi şeylerle iftâr edip (ki onlar sünnettir.) sonra namaz kılıp bundan sonrada yemeğe devam edilebilir.

Hazreti Câbir (R.A.) in buyurduğuna göre “Allah’ın Resulünü iftarda yemek içmek veya başka bir meşguliyet namazdan alıkoymazdı.”

(Ramuz Sh. 547)

Oruçlu kimseye iftâr ettirmenin sevabı hakkında da çok şeyler söylenmiştir. Bu hususta bir Hadis-i Şerif nakletmek istiyoruz. Selmân-ı Fârisi Hz. lerinin rivayetine göre Efendimiz (S.A.V );

“Kim bir oruçluyu helâl yiyecek ve içecekle (sadece Allah rızası için) iftar ettirirse ona melekler Ramazan-ı Şerif boyunca dua ederler. Cebrail (A.S) da Kadir gecesi ona dua eder ve onunla musâfaha eder. Cebrail (A.S) kimle musâfaha ederse kalbi incelir ve gözyaşları çoğalır.”

Hazreti Enes (R.A) ın rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifle mevzumuzu noktalamak istiyoruz. Efendimiz (S.A.V) buyurdu ki:

“ Cenab-ı Hak Ramazan-ı Şerifte ilim meclislerinde hazır bulunanın her adımına bir senelik sevap verir ve Arş-u Âlâda benimle beraber olur. Ramazan-ı Şerifte cemâata devam edene Cenâb-ı Hak kıyamet gününde her rekâtına karşılık içi nimetlerle dolu bir belde ihsan eder.”

Allah-u Teâlâ Ramazan-ı Şerifte annesine ve babasına itaat edene rahmet nazarı ile bakar. Allah (C.C.) ün rahmet nazarı ile baktığı kimsenin ben cennette kefiliyim. Ramazan-ı Şerifte kocasının rızasını kazanan kadınlara Allah (C.C.)  Meryem ve Asiye validelerimizin sevaplarını verir. Ramazan-ı Şerifte din kardeşlerinin işini görenin Allah (C.C.) kıyâmet gününde bin arzusunu yerine getirir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Connecting to %s